Eğitim sistemi alabora

AddThis Social Bookmark Button

Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanı çok ilginç bir takım açıklamalarda bulundu.

Milli Eğitim Sistemini komple yeniden revize ettiklerini anlatıyordu. Düşüncelerimi hemen kalem alacaktım ama biraz bekleyip kamuoyunun, basının veya muhalefetin bakış açısını da bir görelim dedim.

Ancak ne mümkün; olumlu veya olumsuz hiçbir tepki yok kamuoyunda! Birisi çıkıp da ne olanları eleştiriyor, ne de bir öneri getiriyor…

Milli Eğitim Bakanlığından gelen bilgilere bir bakalım:

Meselaortaokuldan sonra liselere girişte Veli-Rehber Öğretmen-Sınıf Öğretmeni-Müdür ve Müdür Yardımcısından oluşan 5 kişilik bir heyet, öğrencinin hangi liseye devam edeceğine karar verecekmiş…

Hangi ana-baba çocuğunun Anadolu Lisesi ve dengi bir okul dururken bir meslek lisesine gitmesine razı olabilir?

Böyle bir sistem (!) rüşvete, adam kayırmaya çok elverişli bir sistem değil midir?

Ya da daha kötüsü tehdit, zorlama gibi hır-gür durumları ortaya çıkmaz mı?

Mesela, “dershanelerin kapatılacağını söyledik.

Fakat dershaneye ve sınava ihtiyaç duyulan sistemi ortadan kaldırmadan, bu söylediklerimizi yapmak mümkün değilmiş” diyorlar. Günaydın! Bunu söylemek için 6 ay beklemek mi gerekiyordu. Siz bunu kabul edip açıklayana kadar kaç öğrenci, kaç veli, kaç öğretmen kabuslar gördü…!

Şimdi sıkı durun: Bu ifadeler Milli EĞİTİM Bakanlığı’na ait. “Anadolu liselerinde öğrenci 5 saat yabancı dil fazla görüyor. Fen liselerinde ise 4 saat fen dersi fazla. Bütün bu değişiklikler yarışı ortaya çıkarmış.

Şimdi bu yarışı ortadan kaldırıyoruz.

Normal bir lisede okuyan öğrenci, daha fazla yabancı dil dersi aldığında,

Sınavla gideceği okuldan, en yakınındaki okulun bir farkı kalmayacak. Sınava girmesine gerek kalmayacak.

alite farkını ortadan kaldıracağız.” Acaba bütün okulların, okullardaki öğretmenlerin kalitesi nasıl aynı olacak. Sınav sistemini kaldırma aşkıyla, kalite yükseltilerek mi, yoksa düşürülerek mi eşitlenecek(!)

Açıkçası bu ifadeleri yorumlamaya bile ihtiyaç görmüyorum. Her şey yeniden altüst oluyor. Gençliğimiz geleceğimiz heba olup gidiyor, sesini çıkaran yok.

Eğer hükümet yukarıda anlattığımız tarz veya benzeri garip sistemler icat edecekse, bunun neticesinde olan gençlerimize olacak! Aynı 28 Şubat döneminde mağdur olan, bundan canı yanan binlerce, yüz binlerce evladımız gibi… Evet, 28 Şubat döneminde eğitimde atılan, ama eğitimle alakası olmayan adımlar bu millete ne kadar zarar verdiyse, “dershaneleri kapatma” maksadıyla eğitim sisteminde yapılmaya çalışılan revizyon da aynen 28 Şubat süreci gibi bu millete aynı zararları verecek gibi görünüyor.

Burada şunu da ifade edeyim ki, dershanelerin kapatılmasına karşı değiliz. Dershane, eğitim sistemine vurulan bir yamadır. Ama yaklaşım tarzı insanı üzüyor. “Eğitim sistemindeki sıkıntıları giderir ve daha modern bir sistem geçersek netice itibariyle dershanelere de ihtiyaç kalmaz” gibi bir mantıkla değil de “Ne yapıp edip dershaneleri kapatalım, sistemi buna göre revize edelim” gibi bir anlayışla adımlar atılıyor.

Madem milli eğitim sisteminde köklü bir revizyona gidilecek; her şey yeniden düzenlenecek; (bu arada eğitim sistemimiz yapboz tahtasına döndü) niçin bu değişikliklerle ilgili açıklamalar ülkenin gündeminin son derece meşgul olduğu, öldürülen teröristlerin ölülerinin bile başımıza bela olup herkesin gündemini meşgul ettiği bir dönemde -yangından mal kaçırır gibi- yapılıyor.

“Acaba böyle önemli bir konu, (tartışmalara yer vermemek için) bekletilip, gündemin son derece yoğun olduğu bir sürece bilerek mi denk getiriliyor?” diye insanın aklına gelmiyor değil.

Son dönemlerde, özellikle geçtiğimiz yıl; bu tarz hareketler; yangından mal kaçırır gibi, kimseye sorulmadan, sunulmadan geçirilen kanunlar; suni gündemler, gündem değiştirmeler sıkça görülmeye başlandı. İlk dönemlerinde halkla birlikte hareket ettiklerini, halkın isteklerine tercüman olduklarını slogan yapan bir yönetime açıkçası bu durumlar çok uyuşmuyor.

Evet, geleceğimizi derinden ilgilendiren bu adımlar, ben yaptım oldu mantığıyla atılmaya devam ederse; bunun bedelini hem gençliğimiz, hem geleceğimiz çok ağır ödeyecektir.

O yüzden umuyoruz ki yanlış hesap Bağdat’dan değil, Ankara’dan tez zamanda döner…

.

Kategori: Kent Gazetesinde Yayınlanan Köşe Yazıları